Serebral Palsi Hastalarının Genel Özellikleri GENERAL CHARACTERISTICS OF CEREBRAL PALSY PATIENTS
  • 25 Ekim 2021

Serebral Palsi Hastalarının Genel Özellikleri GENERAL CHARACTERISTICS OF CEREBRAL PALSY PATIENTS

Özlem EL
1
, Özlen PEKER1
, Özgür BOZAN2
, Haluk BERK3
, Can KOŞAY3
1Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı
2Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu
3Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı
Özlem EL
Dokuz Eylül Üniversitesi
Tıp Fakültesi
Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon AD
35340 İnciraltı İZMİR
e-posta: ozlem.el@deu.edu.tr
ÖZET
Amaç: Çalışmanın amacı Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi serebral palsi
polikliniğinde izlenen hastaların genel özelliklerinin araştırılmasıdır.
Gereç ve yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon
Anabilim Dalı ve Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı tarafından yürütülen serebral palsi
polikliniğinde 2002 - 2006 yılları arasında standart muayene yöntemleri ile izlenen 150 hasta
retrospektif olarak değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları 7,56 ± 4,68 yıl ve tanı konma yaşı 4,95 ± 4,86 ay
olarak saptandı. Etiyolojik faktörler açısından bakıldığında %60,1 prenatal, %29,4 perinatal
ve %11,5 olguda postnatal nedenler sorumlu olarak bulundu. Olguların fizik tedavi ve
rehabilitasyona başlama yaşı 2,89 ± 5,96 yıl idi ve %80,5’inin bir rehabilitasyon merkezinde
düzenli bir tedavi hizmeti aldığı saptandı. Serebral palsi tipi açısından yapılan değerlendirmede %20,7’sini hemiplejik tip, %42’sini diplejik tip ve %37,3’ünü de tüm vücut tutulumu
olan kuadriplejik olguların oluşturduğu görüldü. Olguların 42 (%28)’sinde cerrahi ve 50 (%
33,3)’sinde botulinum toksin enjeksiyonu uygulaması yapılmıştı.
Sonuç: Serebral palsi çocukluk çağında en sık görülen ve önemli sakatlık nedeni olabilen
bir hastalıktır. Bu olguların düzenli olarak izlemi ve gerekli tedavi yaklaşımlarının zamanında
uygulanması değerlendirme ve tedavisinde bir multidisipliner yaklaşım gerektirmektedir.
Anahtar sözcükler: Serebral palsi, rehabilitasyon, cerrahi, botulinum toksin
SUMMARY
Objective: The aim of this study was to investigate the general characteristic of cerebral
palsy patients who observed cerebral palsy out patient clinic.
Material and method: In this study, one hundred fifty cerebral palsy patients who
followed cerebral palsy outpatient clinic between 2002-2006 in the Department of Physical
Medicine and Rehabilitation and Department of Orthopaedics, Dokuz Eylul University
School of Medicine, were retrospectively evaluated.
Results: The mean age of the patients was 7.56 ± 4.68 years and mean age of diagnosis
was 4.95 ± 4.86 months. Patients were grouped according to the etiological factors, 60.1%
prenatal, 29.4% perinatal and 11.5% postnatal causes. Patients had begun rehabilitation
program at 2.89±5.96 year and 80.5% of our patients were followed –on regular rehabilitation program. We classified patient according to the body involvement, 20.7% hemiplegic
type, 42% diplegic type and 37.3% total body involvement. Forty-two (28%) of patients had
been operated on and fifty (33.3%) of patients had been applied botulinum toxin injection.
Conclusion: Cerebral palsy is one of the most common causes of disability in childhood
leading functional limitation. Multidisciplinary approach is very important to evaluate and
treatment of cerebral palsy patients.
Key words: Cerebral palsy, rehabilitation, surgery, botulinum toxin
© 2007DEÜ TIP FAKÜLTESİ DERGİSİ CİLT 21, SAYI 2,(MAYIS) 2007, S 75 - 80
75
Serebral palsi hastalarının genel özellikleri
Pediatrik yaş grubunun en sık görülen fiziksel
özürlülük nedeni olan serebral palsi henüz gelişimini
tamamlamamış olan beynin ilerleyici olmayan hasarı
sonucu ortaya çıkan bir hareket ve postür bozukluğudur
(1-3). Ancak klinik tablo zaman içinde değişebilmekte,
örneğin başlangıçtaki hipotoninin yerini daha sonra
spastisite ya da istemsiz hareketler alabilmektedir (1).
Serebral palsili çocuklarda hareket ve postür bozukluğu
temel klinik tabloyu oluşturmakla birlikte mental
retardasyon, nöbetler, göz problemleri (homonim
hemianopi, strabismus gibi) asterognozi, propriosepsiyon
bozuklukları ve işitme bozuklukları tabloya eşlik
edebilmektedir (2). Bu durumda rehabilitasyon süreci
daha zorlu geçmekte ve fiziksel bağımsızlığı kazanmak
zor olmaktadır. Vücutta farklı sistemlerin aynı anda
etkilenmesi serebral palsili çocukların multidisipliner
izlenimini gerektirmektedir. Bu multidisipliner izlem sürecini gerçekleştirmek amacı ile Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon ve Ortopedi
ve Travmatoloji Anabilim Dallarının öncülüğünde 2002
yılından bu yana serebral palsi polikliniği faaliyet
göstermektedir.
GEREÇ VE YÖNTEM
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve
Rehabilitasyon Anabilim Dalı ve Ortopedi ve Travmatoloji
Anabilim dalı tarafından yürütülen serebral palsi polikliniğinde 2002-2006 yılları arasında izlenen 150 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Tüm hastalar poliklinikte
izlem için kullanılan standardize bir form ile izlenmektedir.
Bu değerlendirme formunda hastaların yaş, cinsiyet,
prenatal, natal ve postnatal öyküleri, serebral palsi tipi,
kaba motor fonksiyon klasifikasyon sistemi ile yapılan
değerlendirmesi, eşlik eden ikincil problemleri, fizik
muayene bulguları, kullanılan ortezler ve uygulanan
konservatif ve cerrahi tedavi yaklaşımları ile ilgili bilgiler
yer almaktadır. Fonksiyonel durum değerlendirilmesinde
kullanılan kaba motor fonksiyon klasifikasyon sisteminde
5 düzey vardır. Düzey 1; sınırlama olmaksızın
yürüyebilme, ileri motor becerilerde sınırlanmayı, düzey 2;
asistif cihaz olmaksızın yürüme, ev dışı yürümede ve
toplumsal alanda sınırlamayı, düzey 3; asistif cihaz ile
yürüme, ev dışında ve toplum içi ambulasyonda
sınırlanmayı, düzey 4; kendi kendine mobi-litede
sınırlanma, transferlerde başkasına bağımlılığı ve düzey 5
ise tam bağımlılığı ifade etmektedir (4) (Tablo I).
BULGULAR
Polikliniğe kayıtlı toplam 150 hasta bulunmaktadır.
Hastaların yaş ortalamaları 7,56 ± 4,68 yıldır. Tanı konma
yaşı 4,95 ± 4,86 ay olarak saptanmıştır. Demografik özellikler ile ilgili bilgiler Tablo II’de yer almaktadır. Olgularımızın 33’ünde (%22) çoğul gebelik öyküsü mevcuttu ve %45
olguda doğum şeklinin sezaryen olduğu tespit edilmiştir.
Etiyolojik faktörler açısından bakıldığında %60,1 prenatal,
%28,4 perinatal ve %11,5 olguda postnatal nedenler sorumlu olarak saptanmıştır. Eşlik eden sorunlar sorgulandığında %38,4 olguda nöbet, %27,7 görme sorunu ve %
30,9 oranında mental retardasyon olduğu görülmüştür.
Olguların %20,7’sini hemiplejik tip, %42’sini diplejik tip ve
%37,3’ünün de tüm vücut tutulumu olan kuadriplejik olgular oluşturmaktadır. Mikst tip olan olgular tüm
olgularımızın %22’sidir. Olguların fizik tedavi ve
rehabilitasyona başlama yaşı 2,89 ± 5,96 ay olduğu ve
olguların %80,5’inin bir rehabilitasyon merkezinde düzenli
bir tedavi hizmeti aldığı saptanmıştır. Kaba motor
fonksiyon klasifikasyon siste-mine göre yapılan
değerlendirmede hemiplejik olguların %80,6 (29 olgu)
düzey 1, %12,9 (4 olgu) düzey 2, %3,2 (1 olgu) düzey 3,
%3,2 (1 olgu) düzey 4, diplejik olguların %34,9’ü (22
olgu) düzey 1, %22,2’si (14 olgu) düzey 2, %28,6’sı (18
olgu) düzey 3 ve %14,3’i (8 olgu) düzey 4 seviyesinde
saptanırken tüm vücut tutulumu olan olguların %3,6 (2
olgu) düzey 1, %5,4’ü (3 olgu) düzey 2, %8,9’u (5 olgu)
düzey 3, %48,2’si (27 olgu) düzey 4 ve %33,9’u (19 olgu)
düzey 5 olarak saptandı (Grafik). Cerrahi uygulanan 42
(%28) olgu mevcuttu ve ortalama cerrahi uygulanma yaşı
6,51 ± 3,36 yıl (1,5-18 yıl) bulundu. Bu olguların %
83,3’ünde aşil, %57,1’inde hamstring, %47,6’sında
adduktör ve %23,8’inde de kalça fleksörlerine yönelik yumuşak doku cerrahisi uygulanmıştır. Yumuşak doku ameliyatları %78,4 olguda iki ve daha fazla tendonu içermektedir. Vakaların %23,8’inde kemik dokuya yönelik cerrahi
girişimler uygulanmıştır. Botulinum toksin enjeksiyonu uygulanan 50 (% 33,3) olgu mevcuttur. Botulinum toksin uygulaması 29 olguda 1 kez, 15 olguda 2 kez, 4 olguda 3
kez, 4 olguda 1 kez yapılmıştır. Ortez kullanımı %80,7
olguda mevcuttur.
76
Araştırma
Tablo I. Kaba motor fonksiyon klasifikasyon sistemi
Düzey 1 Sınırlama olmaksızın yürüyebilme, ileri motor becerilerde sınırlanma
Düzey 2 Asistif cihaz olmaksızın yürüme, ev dışı yürümede ve toplumsal alanda sınırlama
Düzey 3 Asistif cihaz ile yürüme, ev dışında ve toplum içi ambulasyonda sınırlanma
Düzey 4 Kendi kendine mobilitede sınırlanma, transferlerde başkasına bağımlılık vardır. Ev dışı ve toplum içinde özellikli
bir tekerlekli iskemle kullanır
Düzey 5 Kendi kendine mobilitede asistif teknolojik cihazların kullanımı olduğunda dahi ileri derecede sınırlanma
Tablo II. Olguların demografik özellikleri
n Yaş (yıl) Doğum haftası (hafta) Tanı yaşı (hafta)
Kız 40 8,63 ± 5,10 32,59 ± 5,94 4,80 ± 6,08
Erkek 90 6,85 ± 4,27 34,08 ± 5,70 5,04 ± 4,11
0
5
10
15
20
25
30
Hemiplejik tip Dipleji Quadriplejik
1
2
3
4
5
Grafik. Serebral palsi tiplerinin kaba motor fonksiyon skorlama sistemine göre dağılımı
TARTIŞMA
Serebral palsili hastalarda tedavinin gerçekçi hedeflerinin belirlenmesi, gerekli zamanlarda tedavi ile ilgili yönlendirmelerin yapılabilmesi ve hastanın maksimum fiziksel
kapasitesine ulaşması için multidisipliner bir ekip tarafından tedavi ve takibinin yapılması kaçınılmazdır. Görülme
sıklığı toplumdan topluma değişmekle birlikte ortalama
insidans 1000 canlı doğumda 2-3 olarak bildirilmektedir
(1,2). Ülkemizde düzenli hasta izlem kayıtlarının
© 2007DEÜ TIP FAKÜLTESİ DERGİSİ CİLT 21, SAYI 2,(MAYIS) 2007, S 75 - 80
77
Kaba motor fonksiyon
klasifikasyon sistemi
Serebral palsi hastalarının genel özellikleri
olmaması nedeni ile bu konuda kesin bir veri vermek
zordur. Ancak son 10 yılda giderek artan şekilde serebral
palsi konusunda yapılan çalışmalar, düzenli izlemler ülke
çapında da giderek artmaktadır. Dokuz Eylül
Üniversitesi’nde de tedaviyi gerçekçi olarak
yönlendirebilmek ve multidisipliner olarak izlem
yapabilmek amacı ile başlatılan serebral palsi poliklinik
faaliyetleri düzenli bir şekilde 2002 yılı Haziran ayından bu
yana haftanın bir günü devam etmektedir. Fiziksel Tıp ve
Rehabilitasyon Anabilim Dalı ve Ortopedi ve Travmatoloji
Anabilim dalı öncülüğünde başlatılmış olan multidisipliner
poliklinik çalışmalarına Pediatrik Nöroloji, Pediatrik
Cerrahi, Nöroşirurji ve Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalları
da konsültasyon hizmeti şeklinde katılmaktadır.
Ekibimizde yer alan bir fizyoterapistimiz poliklinikte
izlenen hastaların ev programı düzenlenmesini ve
gerektiğinde ayaktan tedavi programlarını yürütülmesini
sağlamaktadır.
Serebral palsiye neden olan beyin hasarı prenatal,
perinatal veya postnatal dönemde gelişebilir. Yaklaşık %
70-80 vakada prenatal faktörler rol almaktadır. Prenatal
faktörler infantın prematür doğumuna ve/veya intrauterin
retardasyonuna neden olur (3). Olgu serimizde prenatal
nedenlere en yüksek oranda %60,1 olarak rastlanmıştır.
Olgularımızda diğer etiolojik faktörlere bakılacak olursa %
28,4 perinatal ve %11,5 olguda postnatal nedenler yer
almaktadır. İmmatürite, frajil beyin damar yapısı ve
prema-türite ile ilgili fiziksel streslerin kombinasyonu
nedeniyle bu çocuklarda serebrovasküler olaylara
predispozisyon söz konusudur (5,6). Çoğul gebeliğin erken doğum ve serebral palsi için bir risk faktörü olduğu
bilinmektedir (7). Hasta grubumuzda da çoğul gebelik %
22 oranında önemli bir yer tutmaktadır.
Serebral palsili çocuklarda hareket ve postür bozukluğu temel klinik tabloyu oluşturmakla birlikte mental retardasyon, nöbetler, göz problemleri (homonim hemianopi, strabismus gibi) asterognozi, propriosepsiyon bozuklukları ve işitme bozuklukları tabloya eşlik edebilmektedir
(6). Temelde bir motor rahatsızlık olan serebral palside
klinik tablonun tanımlanması beyindeki lezyonun yerine,
tonus değişikliğine, hareket bozukluğunun tipine ve etkilenen ekstremite sayısına göre yapılabilir (1,6,7). Beyindeki lezyonun yerine göre piramidal ve ekstrapiramidal
tutulum şeklinde iki gruba ayrılır. Tonus değişiklikleri
içinde spastisite en sık görülen tiptir ve tüm serebral palsili
olguların 3/4’ünün spastik tip olduğu bildirilmektedir. Daha
nadir olarak involenter hareketlerle karakterize diskinetik
tip görülmektedir. Diskinetik tipte atetoz, distoni ve koreiform hareketler görülebilir. Atetoid hareketler hiperbilüribinemi yada şiddetli anoksi sonucu bazal ganglion hasarına bağlı olarak gelişir. Serebellar etkilenmesi olan
olgularda ataksi, hipotoni, geniş tabanlı yürüme, dismetri
ve titubasyon gibi bulgular mevcuttur (1,7). Bu tonus
anormalliklerinin birlikte görülmesi de söz konusudur. En
sık görülen kombinasyon spastisite ve atetoz kombinasyonudur ve bu hastalar miks tip olarak da sınıflandırılabilirler (7). Polikliniğimizde serebral palsinin klinik tipini
tonus anormallikleri ve etkilenen ekstremite sayısına göre
belirlenmektedir. Olgularımızın içinde miks tip olarak
değerlendirilen vakalar %22 oranındadır. Literatürde bildirilen tüm spastik olguların %25-35’ini spastik diplejik form,
%35-40’ını spastik hemiplejik form ve %40-45’ini tüm
ekstremitelerin ve gövdenin belirgin etkilendiği, ağız, dil ve
farinks kaslarının da tutulduğu spastik kuadriplejik
olguların oluşturduğu bildirilmektedir (1). Hemiplejik serebral palsili çocukların çoğu günlük yaşamda bağımsız olur
ve hemen hemen hepsi ambulatuar hale gelirler. Spastisitenin yaygınlığı ile ilişkili büyüme bozuklukları
görülebilir (6,8). Bizim olgularımızın %20,7’sini hemiplejik
tip serebral palsili çocuklar oluşturmakta idi ve bu
olguların kaba motor klasifikasyon düzeyine göre eriştikleri fonksiyonel seviyeye bakacak olursak %80,6 olgunun düzey 1’de olduğu yani sınırlama olmaksızın yürüyebilen yalnızca ileri motor becerilerde zorlanma yaşadığı
görüldü. Diplejik serebral palsili çocuklarda ise alt
ekstremite tutulumunun değişik derecelerde olabildiği üst
ekstremitenin ise normal ya da hafif etkilenmiş olabileceği
görülmektedir. Kaba motor gelişimde gecikme bu olgularda daha belirgin olmaktadır. Literatürde iki yaşına kadar
oturma dengesini kazanan çocukların ambulatuar hale
geldiğini, dört yaşına kadar oturma dengesini kazanamamış çocukların ise ambulatuar olamayacağını bildiren yayınlar mevcuttur (6,9-11). Diple-jik olgularımızda kaba motor klasifikasyon sistemine göre değerlendirilmesinde %
34,9 olgu düzey 1, %22,2 olgu düzey 2, %28,6 olgu düzey
3 ve %14,3 olgu ise düzey 4 seviyesinde saptanmıştır.
Spastik kuadriplejik hastaların ¼’ünde tutulumun hafif
78
Araştırma
olduğu ve bu hastalarda ambulas-yon, kendine bakım ve
diğer aktivitelerde minimal kısıtlan-manın olacağı; yarısında tutulumun orta derecede olduğu ve tam bağımsızlığın sağlanamayacağı ancak yeterli bir fonksiyonel kapasiteye ulaşılabileceği; ¼’ünde ise ciddi tutulumun olduğu,
bu hastalarda ambulasyonun mümkün olamayacağı ve
bakıma muhtaç oldukları bildirilmiştir (6,10). Spastik
kuadriplejik hastalarımızın %48,2’si düzey 4 ve %33,9’u
düzey 5 seviyesinde yani fonksiyonel olarak kendi
kendine mobilitede ileri derecede sınırlı grubu oluşturmaktadır.
Serebral palsili çocuklarda beyindeki lezyon nedeniyle
ilkel reflekslerin baskılanamaması ve bu nedenle ileri
postural ve koruyucu reflekslerin gelişiminde gecikme çocuğun yaşına göre beklenen motor gelişimi göstermesine
engel olur. Kas zayıflığı, gövde ve denge reaksiyonlarındaki bozukluklar ve spastisite, distoni gibi kas tonusu değişiklikleri hareketin kontrolünü engeller ve denge bozukluğuna neden olur (8). Özellikle serebral palsili hastalarda
spastisite klinik tabloda çok önemli bir yer tutar ve çocuğun fonksiyonel kapasitesini arttırmak için spastisitenin
tedavisi çok önemlidir. Serebral palsili çocuklarda spastisitenin hem nörofizyolojik ve hem de kas iskelet sistemi ile
ilgili komponenti mevcuttur. Nörofizyolojik komponenti
anormal kas tonusu, primitif refleksler ve hareket ve/veya
postural kontrol yanıtlarını içerir. Kas iskelet sistemi
komponenti ise konnektif doku, kas ve kemik dokudaki
değişiklikleri içerir (12). Hipertonusu olan çocuklarda kas
büyümesi tonus artışından etkilenir ve kas büyümesi uzun
kemiklerin büyüme hızı ile orantılı değildir (12,13). Bu
oldukça önemli bir noktadır ve ekinus tedavisinde yeni
yaklaşımda kemik ve kas büyümesinin eşitlenmesinin
önemi vurgulanmaktadır (14). Spastisite tedavisinde pek
çok tedavi yaklaşımı mevcuttur. Bunlar geleneksel
fizyoterapi yaklaşımları (germe ve eklem hareket açıklığı
egzersizleri, ortezler), oral medikal tedaviler, nörolitik blok
yapan ilaçlar (fenol, botulinum toksin A gibi), ortopedik
cerrahi (özellikle tendon uzatma ameliyatları), intratekal
baklofen pompası ve selektif dorsal rizotomi şeklinde
gruplandırılabilir (12). İzlenen olguların pek çoğu düzenli
egzersiz programını almakta idi. Serebral palsili
hastalarda botulinum toksin fokal spastisitenin azaltılmasında önemli bir role sahiptir. Clostridyum botulinum tarafından üretilen bir ekzotoksin olan bu ilaç nöromuskuler
bileşkede asetilkolin salınımını inhibe ederek kimyasal
denervasyon yaratır. Botulinum toksin uygulaması için
temel endikasyon fonksiyonu olumsuz olarak etkileyen ve
tedavi edilme-diğinde fiks kontraktürlerin oluşmasına
neden olacak dinamik kas tonusu artışıdır. Özellikle
cerrahinin 6 yaştan önce uygulanmasının yarattığı
olumsuzluklardan hastanın korunması için zaman
kazanılması botulinum toksin uygulamasının en önemli
avantajlarındandır (12,15). Spa-stisite tedavisinde
botulinum toksin enjeksiyonunu klini-ğimizde kullanmakta
ve gereken olgularda 3-6 ay ara ile enjeksiyonlar
tekrarlanmaktadır. Botulinum toksin enjek-siyonu
olgularımızın %33,3’ünde yapılmıştır. Kliniğimizde
uyguladığımız ortalama uygulama dozu 12-15IU/kg şeklindedir. Literatürde çok daha yüksek doz uygulamaları
bildirilmiştir. Molenaers ve ark bir seferde çok düzeyli
uygulama şeklindeki tedavi yaklaşımlarında 2-29 IU/kg
dozu kullanmışlardır (16). Prospektif randomize kontrollü
bir çalışmada botulinum toksin uygulaması ve seri alçılama karşılaştırılmış ve birinci yılın sonunda dinamik
gastroknemius spastisitesinde her iki tedavi seçeneği de
etkin ve güvenilir bulunmuştur. Ancak botulinum toksin
uygulaması aileler tarafından tek uygulama olması ile
daha fazla tercih edilen bir tedavi seçeneği olmuştur (15).
Spastisitenin yoğun olduğu ve ortez kullanımı konusunda
zorluklarla karşılaştığımız olgularda enjeksiyon
sonrasında alçılama uygulamaktayız.
Cerrahi tedavi serebral palsili olgularda tedavinin önemli
bir kısmını oluşturur. Serebral palsili hastalarda ortopedik
cerrahi girişimlerle spastik kontrakte kasın uzatılması
kontraktür ve deformitelerin düzeltilmesini hedefler.
Uygulanan cerrahi girişimler nörektomi, tenotomi, artrodesis, osteotomi, tendon transferi, tendon uzatması,
fraksiyone kas tendon bileşkesinin uzatılmasıdır. En iyi
cerrahi kombinasyonu araştıran ya da bir cerrahi prosedürün diğerine üstünlüğünü gösteren randomize kontrollü bir
çalışma bulunmamaktadır. Cerrahi için endikasyonlar ağrı
oluşturan ve fonksiyonu bozan progresif deformite, fiks
kontraktür, eklem subluksasyonu ve dislokasyonu, refrakter spinal deformitedir. Hastanın yaşına, hastalığın şiddetine, altta yatan patolojiye (spastisite, distoni ya da
miks), komorbiditelere göre cerrahi prosedüre karar verilir
© 2007DEÜ TIP FAKÜLTESİ DERGİSİ CİLT 21, SAYI 2,(MAYIS) 2007, S 75 - 80
79
Serebral palsi hastalarının genel özellikleri
(17). Olgularımızın ortalama cerrahiye alınma yaşı 6,5 ±
3,36 yıldır. Olguların bir kısmında cerrahi girişimler bizim
takibimiz öncesinde uygulanmıştı. Uygulanan cerrahi girişimler daha çok yumuşak dokuya yönelik ameliyatlar şeklindedir ve bunların %78,4’ü kombine yapılmış yumuşak
doku ameliyatları şeklindedir.
Serebral palsili hastaların problem ve gereksinimlerinin
doğru, gerçekçi olarak saptanması ve zamanında tedavi
edilmesi ile bu çocukların fiziksel ve ruhsal olarak daha iyi
duruma gelebilmeleri mümkündür. Rehabilitasyon uzun
süreler devam eder ve doğru yönlendirmelerle gerçekçi
sonuçlara ulaşılabilir. Başarılı bir rehabilitasyon programı
hasta ve ailesi ile birlikte fiziyarist, ortopedist, pediatrik
nörolog, çocuk psikiyatristi, fizyoterapist, klinik psikolog,
iş-uğraşı terapisti, konuşma terapisti, sosyal hizmet
uzmanı ve ortez teknisyeninden oluşan bir ekibin
multidisipliner çalışması ile yürütülebilmektedir.
KAYNAKLAR
1. Stempien LM, Gaebler-Spira D. Rehabilitation of children
and adults with cerebral palsy. In: Braddom RL, editors.
Physical Medicine and Rehabilitation, Philadelphia, WB
Saunders Co, 1996; 1113-1132.
2. Pellegrino L, Dormanns JP. Making the diagnosis of
cerebral palsy. In: Domans JP, Pellegrino L, editors.
Caring for children with cerebral palsy. A Team
Approach. Baltimore, Brookes Publishing, 1998; 31-54.
3. Kuban KC, Leviton A. Cerebral palsy. N Eng J Med 1994;
330:188-195.
4. Russell DJ, Rosenbaum PL, Cadman DT, et al. The
gross motor function measure: a means to evaluate the
effects of physical therapy. Dev Med Child Neurol
1989;31: 341-352.
5. Papile L, Munsick-Bruno G, Schafer A. Relationship of
cerebral intraventriküler hemorrhage and early childhood
handicaps. J Pediatr 1983;103:273-287.
6. Dursun N. Serebral palsi. Oğuz H, Dursun E, Dursun N,
editörler. Tıbbi Rehabilitasyon. İstanbul, Nobel Tıp
Kitabevi 2004; 957-974.
7. Pellegrino L, Dormanns JP. Definitions, Etiology, and
Epidemiology of cerebral palsy. In: Domans JP,
Pellegrino L, editors. Caring for children with cerebral
palsy. A Team Approach. Baltimore, Brookes Publishing,
1998; 3-30
8. Yalçın S, Özaras N, Dormans J, Susman M. Serebral
palsi tedavi ve rehabilitasyon. Pediatrik ortopedi ve rehabilitasyon dizisi. İstanbul, Mas Matbaacılık, 2000.
9. Bleck EE. Locomotor prognosis in cerebral palsy. Dev
Med Child Neurol 1975;17:18-25.
10. Molnar GE, Gordo SU. Cerebral Palsy. Predictive value
of selected clinical signs of early prognostication of motor
function. Arch Phys Med Rehabil 1976; 57:153.
11. Sala DA, Grant AD. Prognosis for ambulation in cerebral
palsy. Dev Med Child Neurol 1995;37:1020.
12. Flett PJ. Rehabilittion of spasticity and related problems
in childhood cerebral palsy. J Paediatr Child Health 2003;
39:6-14.
13. Gaebler-Spira D, Revivo G. The use of botulinum toxin in
pediatric disorders. Phys Med Rehabil Clin N Am 2003;
14:703-725.
14. Goldstein M, Harper DC. Management of cerebral palsy:
equinus gait. Dev Med Child Neurol 2001;43:563-569.
15. Flett PJ, Stern LM, Waddy H, et al. Botulinum toxin A
versus fixed streching for dynamic calf tightness in
cerebral palsy. J Paediatr Child Health 1999;35:71-77.
16. Molenaers G, Desloovere K, Eysen M, et al. Botulinum
toxin type a treatment of cerebral palsy: an integrated
approach. Eur J Neurol 1999; 6: 51-57.
17. Koman LA, Smith BP, Shilt JS. Cerebral palsy. Lancet
2004;363:161

Bizi Arayın